21 Aralık 2014 Pazar

HALI SAHA

İstanbul Anadolu yakasında halı saha yapımı için birçok firma ile anlaşmaya çalıştık. Fakat bir süre bize sunulanlar genelde bizi cezbetmedi ve arayışlarımıza devam ettik.

Yaklaşık iki aylık bir aramanın sonrasında www.safirhali.com ile tanıştık ve daha öncesinde bize sunulanlardan farklı bir sunum ile karşılaştık. Oldukça sağlam referanslar ile karşımıza çıkan bu firmadan memnun kalmamak için hiçbir sebep bulamadık.

halı saha


Öncesinde görüştüğümüz halı saha yapımı firmalarında genellikle para ön planda tutuldu ve bu durum bizi oldukça rahatsız etti. Bunun nedeni ise referans olmaksızın veya bizim sunduğumuz şartlar bir kenara bırakılarak sadece para odaklı bir görüşme olmasıydı. Biz parayı o kadar dert eden bir anlayışa sahip değildik ancak halı saha imalatı konusunda tatmin olamadığımız için mecburen bu firmalarla anlaşmadık.

Her neyse bu firmaların isimlerini yazıp firmalar ile tartışmak istemiyoruz ve bizlere en güzel hizmeti sunan halı saha imalatı firması olan www.safirhali.com şirketini sizlere tanıtmak istedik. Çünkü gerçekten takdire şayan bir halı saha imal ettiler ve en güzel şekilde bizlere hizmet verdiler. Bu firmaya halı saha imalatı konusunda gözümüz kapalı referans olacağız çünkü gerçekten onlarca firma arasından bizim isteklerimize en ucuz şekilde sadece bu firma karşılık verdi. Önümüzdeki yıllarda ne olur bilinmez ancak halı saha denilince birçok sene aklımıza sadece www.safirhali.com gelecek.


19 Kasım 2014 Çarşamba

SAÇ DÖKÜLMESİ

SAÇ DÖKÜLMESİ


Saç dökülmesini engellemek amacıyla ziker.org olarak birkaç tavsiyede bulunmanın sizlere yararlı olacağının bilincinde olarak bu yazımızı yayın hayatına alalım istedik. Bugün 20 Kasım 2014 ve bize gecenin beşine doğru saç dökülmesi hakkında bilgi sunabilmek adına bu yazımızı sizlere sunuyoruz.
SAÇ DÖKÜLMESİ nedenlerini saymaya kalkar isek buna vaktimiz yetmez çünkü sabah iş var ve uykusuz bir şekilde işe gideceğimizden ötürü yarına dair birkaç önlem almak mantıklı olacaktır. Hemen saç dökülmesinin nedenleri arasında en fazla genetik faktörler yani ırsi faktörler görülür diyebilmek mümkündür. Bunu dedikten sonra ise beynimizin donuk donuk işlemesinden dolayı sıkıntılar çektiğimizi ve hasbelkader gelişen bir durum olmamakla beraber bu nedenlerden ötürü de yazımızın bilimsellik kısmını bir kenara bırakarak bu yazıyı hazırlamak daha işimize gelecektir.

Saç dökülmesi alopesi olarak adlandırılmakla beraber halk arasında saç dökülmesi olarak kalıplaşmış bir tabiri vardır. Bu tabirin gelişim süreci son yüzyıla dayanmakla beraber önceki yüzyıllarda saç dökülmesi hakkında araştırmalar oldukça az yapılmıştır. Bunun nedeni ise şüphesiz ki küresel ekonominin var olmaması ve işin içinde ekonomi yok ise tedavinin de kısıtlı bir alanının olmasıdır. Alopesi bütün yaş gruplarında görülen bir hastalık olmakla beraber birkaç ana maddede bu hastalık durdurulma şansına sahiptir fakat bu şans oldukça az bir yüzdeye tekabül etmektedir. Ancak saç dökülmesini sonlandırma durumu olmasa bile yüksek oradan saç dökülmesi durdurulabilir.

Saç bakımı ise saç dökülmesinin başlamaması adına önemli bir faktör olmakla beraber saç bakımı yapacağım diye saçlarını kimyasal maddelere teslim edenlerden olmayın. Şüphesiz ki saçlarını korumak amacıyla kimyasallara bulaşanlar daha çok dökülmeye maruz kalacaktır. Bu kimyasal maddeler saç soğanı denilen bölgeyi tıkayacağı için saç kökleri beslenemez ve saçlarda başlayan incelmeler ile beraber dökülmelerin görülmesi normal bir hal alacaktır.

SAÇ DÖKÜLMESİ


Saç dökülmesini azaltmak adına tedavi gerekmediği durumlarda ve tedavi gerektiğinde tedaviye destek amaçlı bazı besinler tüketilebilir. Mesela soya bu amaçla tüketilebilecek besinlerden bir tanesidir. Bir diğer besine ise ıspanağı örnek vermek mümkündür. Bu arada gözlerim kapanıyor ve ne yazacağımın bilincinde olmadan şuan yazıyorum, umuyorum ki uyumam, eğer uyursam sabah işe geç kalabilirim. Her neyse kardeşimin istediği yerine getirmeden uyumak ayıp olur, son birkaç şeyden bahsettikten sonra saç dökülmesini sonlandıralım.

Bu bölümde de saç dökülmesi tedavilerinden biri olan saç ekiminden söz açıp saç ekiminin kalıcı bir çözüm olduğunu ancak ekilen saçların kendi doğal saçınızdan türetildiğini, doğal saçlarınız olmadığını ve saç ekiminden sonra enfeksiyon riskinin olduğunun altını çizelim.

12 Kasım 2014 Çarşamba

Çeyiz Hazırlığı

Çeyiz hazırlığı içerisinde olan herkes gibi bende de bir heyecan baş göstermeye başladı. Yaklaşık olarak on gündür çeyiz için dolanıp duruyoruz. Alacağımız ürünleri karşılaştırmak ise çok ciddi bir iş gibi duruyor.
İlk günlerde eğlenceli olan bu durumlar son günlerde can sıkıcı bir durum aldı. Eşim olacak kişi ile beraber mutfak ürünlerini temin etmekle beraber işe başlamış olduk. Zaten gezimizin en eğlenceli günleri bu günler oldu. Özellikle çatal bıçak takımları ararken baya eğlendik. Daha sonrasında ise tencere setleri arayışına başladık. Taksit yapan yerleri bulmak oldukça güç bir durumdu. Taksit imkanı bulabildiğimiz bir diğer ürün ise tava setleri oldu. Kısacası neredeyse bütün ürünleri mutfak takımları adı altında taksit imkanıyla edindik. Çeyiz hazırlığında olanların mutlaka taksit imkanı bulmaları gerekiyor. Aksi takdirde ödeme konusunda zorluklar yaşayabilirsiniz. Fiyat aralığını düşük tuttuğunuz takdirde mutfak takımları kaliteden yoksun oluyor.

Fiyat aralığı yüksek tutulduğu takdirde ise bizim gibi taksit peşinde koşturup duruyorsunuz. Arada tanıdık olmadığı sürece de taksit bulmak oldukça sıkıntılı bir durum haline gelebiliyor. Diyeceğim odur ki çeyiz hazırlığına girişmeden önce bir tanıdık edinmeye çalışın. Aksi takdirde hem fiyat konusunda hem de taksit konusunda diliniz yanabilir.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Twitter Özlu Sözlerimin Toplamı

O’nunla konuşuyorum çünkü O benim bütün yenilgilerimi gördü. “İstediğim merhamet değil.” dediğimde bu cümlenin altındaki kibri biliyor.

Yolda işi en zor olanlar, yürümeye yeni başlayanlardır demeyeceğim. Çünkü yolda yürüyenler çok iyi bilir ki, her ‘an’ kendi içerisinde yenidir. Her an kendi başlangıcını doğurur. Eğer yürümeye devam edebilirsek, her adımımız, durmalarımız –çünkü durmak da yolda olmaktır, soluklanmaktır- O’nun ismiyle işaret edilen bilgilerle yenilenecektir.

Yenilenmek.

Mucizeyi dışarıda aramak en büyük yenilgimizdi. Bu yüzden çevremdeki insanlar içlerinde büyük bir öfke taşıyorlar. Kızgınlık. Kimse içinde bulunduğu ‘an’dan memnun değil ve daha da acısı bunun sorumlusu olarak en yakınındakileri görüyor.

“Ben en başından beri onun yaşadığı anların tümünü yaşasaydım acaba ondan farklı davranır mıydım?” diye sorabilmek doğru bir çıkış noktası olabilir. Nefse çok ağır gelse de… Çünkü biz de zor zamanlar geçirmişizdir, aynı anlayışı biz de bekliyoruzdur… Öte yandan insanın bu kadar iradesiz olabileceğini, bütün sorumluluğu geçmiş yaşantılarına atmayı kabullenmek istemeyebiliriz.

Bu bir tercihtir. Ya suçlayarak, bağışlamayarak cehennem azabını her an içimizde yaşarız ya da kendimize anlatarak, öğreterek ‘an’ımızın tüm sorumluluğunu sahipleniriz.

Havarisi İsa peygambere sordu:

- Kardeşimi kaç kez affetmeliyim?

İsa:

- Allah’ın seni kaç kez affetmesini istiyorsan onu da o kadar affet.

Kendimiz için dilediğimiz bağışlanma aslında sevdiklerimizi bağışlamakla başlıyor. Çünkü başkalarına dair tuttuğumuz her hesap içimizdeki ateşi körüklüyor. Bunun bize yapılan bir haksızlık olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Öyleyse bile odaklanmamız gerekenin bu haksızlığa uğramışlık duygusu (korkular.) değil; burada bize anlatılmak istenen bir şey olduğudur. İşte o anlamın peşine düşmek. Yüzümüzü kendimize dönmek…

İşte o zaman en büyük mucizenin bizde açığa çıkanlar olduğunu anlıyoruz.

Günlük hayatın rutini içerisinde karşılaştığımız, ritmini bulmuş, yeryüzündeki işlevini anlamış ve bu işleve göre varlığını sürdüren her şeyin kendi başına bir mucize olduğunu görüyoruz.

Yenilenmek.

Sende olanı duayla ve kendini eğitmekle açığa çıkarma temrinleri.

O’nunla konuşuyorum çünkü o benim nasıl yenileneceğimi biliyor.

Özlem Nasıl Son Bulur ? Şiir & Deneme

Durduğun anlar olacak. Durup sorguladığın. Aşağıdaki ovaya geri dönmeyi düşündüğün anlar olacak. Biliyorsun; en duru, en temiz, tadı en güzel olan su kaynağa en yakın olandır. Aşağıda geçirdiğin günleri anımsa. İçip içip doymadığın günlerdi onlar. Su dibinde susuz kaldığın… Yukarıya tırmandıkça –ki bu kendini eğitmekle ve dildeki zikirle mümkün- suyun tadı güzelleşti. Daha az içip daha çok doyar oldun. En tatlı su en tepede. Orada bir yudum bile yetecek açlığını gidermeye. O zaman; aç gözlülüğün, hırsların, tutkuların gitgide azalacak. Senden uzaklaşacak. Şimdi, bu yamaçta durmuş, aşağıya bakıyorsun. Hakkın var. Bir başına tırmanmak güç. Bütün eski alışkanlıklarını elinin tersiyle itelemek zor. O alışkanlıklar seni şişirip, içi boşalan bir şeye çeviriyordu. Aynalarda büyüyordun fakat huzursuzluğun her geçen gün daha da artıyordu. Bağımlılıkların çoğalıyordu. Bunları hatırla. Şimdi güzelliğini görmek için aynalara ihtiyacın yok. Güzelleşiyorsun işte. Güzelliğin sakinliğinde. Güzelliğin kendinliğinde. Güzelliğin özlemlerinde. Özlemlerin ki onların içindeki tutkulardan, hırslardan, bütün korkulardan arınıyor. Sana yol gösteren bir ışık var. Kafanın içinde taşıdığın bir ışık. Şah damarından daha yakınında olan bir ışık. Seni senden daha iyi bilen bir ışık. Yorulduğun anlarda yüzünü aşağı ovaya değil O’na çevir. İsmiyle işaret ettiği yolda yürü. İsmiyle işaret ettiği yıldızlara seslen. İsmiyle işaret ettiği seni yüreklendir. Bir an gelecek, o karanlık ovanın çağrısı çok gerilerde kalacak. Biliyorsun, o çağrı; ölmek üzere olan yabani bir hayvanın, parçalamak için hırlamasından başka bir şey değil. Dilindeki zikir aydınlığın sesi. Ona kulak ver. Bak ne diyor peygamber: “Senin olanı sana geri verecek.” Buna kulak ver.

24 Ocak 2014 Cuma

Özgür Ozol - Ilgana Kitabı


Küçük obacığın nispeten az tüten çalılık bölgesinde tembel tembel eşe­lenen cılız kırbaklar, kadının acı çığlığıyla dört bir yana dağıldılar. Dü­zensiz serpilmiş, derme çatma yurtların arasındaki insanlar sustu. Kabur­gaları sayılacak kadar zayıf tek tük atın huzursuz homurdanması dışında ses duyulmaz oldu.
Tütenin kıyısına iliştirilmiş derme çatma obanın yıpranmış çadırları, en az insanları kadar zavallı durumdaydı. Lime lime olmuş iplerle tutturulan gerlerin altma gelişigüzel dizilmiş yük denklerinin çoğu yarı boş görünü­yordu. Toprak, göğü boğan boz bulutlar arasından nadiren yüzünü göste­rebilen öğlen güneşinin donuk huzmeleriyle ancak aydınlanıyordu. Bozkı­rın bittiği yerde, tüten toprakların kıyısında kurulmuş obacıkta birkaç yüz insan, sessiz bir beklentiyle çığlığın yükseldiği çadıra bakıyorlardı.
Boğaç, yanındaki kararmış bir kütüğe oturan, sessiz sedasız akan su­yun karşı kıyısını izleyen Maralça ile göz göze geldi. Kadın, yolculuğun son günlerinde tepelerinden hiç eksik olmayan, pek sertleşmeyen ama asla bitmeyen çiselemeden korunmak ister gibi abasına sarınmış, kollarını kavuşturmuştu. Kaşlarını çatmış, toprağa abanan sisin içinden fışkıran ağaç müsveddelerini izliyordu. Kabuklan yangınla kelleşmiş tepeler gibi dökülmüş, gövdelerinde hastalıklı kara lekeler açılmıştı. Çarpık dallarda biten seyrek yapraklar neredeyse renksizdi. Suyun güneyindeki ağaçlar, obadaki insanlar gibi, neyi beklediklerini bilmedikleri belli, dallarını eğ­miş, ekşi kokan sise teslim olmuş görünüyorlardı.
Çadırdan, bir yölgönün iç ürperten vızıltısı yükseldiğinde ikinci çığlık duyuldu. Bu kez daha keskin çıkmış, daha da uzun sürmüştü. Boğaç, az önce konuştuğu kadının eteğindeki beş altı yaşlarındaki oğlanın kadına iyice yanaştığım, çarpık parmaklarıyla elini sımsıkı kavradığını seçti. Çocuğun kolu, dirsekten aşağı yara kabuğu renginde, balık benzeri pul­larla kaplıydı. Bir gözü, alnından kabaran yumrular yüzünden kapanmış; yüzünün sol tarafı isilik gibi beneklerle örtülmüştü. Kadın,çocuğun ba­şını okşadıktan sonra, nemlenen gözlerini koluyla silip Boğaç'm yanma döndü.
"Başaracak, Boğaç Alp. Biliyom."
"Kut ala..." Boğaç, çocuğun yüzüne bakamıyor olmanm utancından kıpkırmızı, kafasındaki soruyu evirip çevirdi. Acıtmayacak bir yol bula­madı: "Çok sakat doğan oldu mu, Ulduz Kadm?"
"Kovulduğumuzda altı gebe vardı. Biri ölü doğurdu, biri kendi öldü. İkisi iyidir, atalar kutlasın. Bu da sonuncu işte..." Burnuyla çadırı gösteri­yordu. "Koca Gök bize acıdı da Kutay Kam'm yolunu buraya düşürdü. Yaşayacak, kut ala."
"İyi de beş..."
Ulduz'un, çocuğun kulağına bir şeyler fısıldayıp, uzaklaştırdığını gö­ren Maralça, sözünü bitirmemişti.
- "Altıncısı kayıptır. Dadasının halini görünce çıldırdı. Aha bunun ana- sıydı." dedi: Ulduz Kadm, ağır ağır uzaklaşan çocuğu göstererek. "Bu lkmiş, sonrakiler bu kadar da yaşamamış. Herif ölende yedi aylık gebey- i. Bu sondur, Gök bunu kutlar dediydi. Ama sonuncuyu da öyle görünce dayanamadı. Elini yüzünü yolar oldu. Kudurmuş kulan gibi gözleri alev- endi ki yaklaş yaklaşabilirsen... Dur diyemedik bile. Boğdu dadayı, daldı "tene../ Görmedik daha."
Maralça, saymayı bildiğine pişman, kadının alışkın sesi yüzünden bir kadar şaşkın, elini kolunu ne yapacağını bilemeden bir şeyler geveledi; ustu.
"Tütene bunca yakın durmasanız daha iyi değil mi?" dedi Boğaç, reisi zabmdan kurtararak.
"Ya nerde duracaz? İlk kovulduğumuzda daha içeride konduk, Yenge- e boylarında. Koymadı orda Ağıtaylar, kışkışladılar." • "Ağıtay Mergen artık yok. Sığındı, atası uyanası. Oğlu Ayvaz Bey akıl- ı bir genç adamdır. Konuşsanız?"
"Bey işi değildir artık. Ölenler, öldürenler oldu. Uruk içine kan düştü ' değil bey, kağan gelse temizleyemez." "Bütün uruk mu yoza çaldı?" Maralça, insanların onlardan çekindikle­rinin, uzak durduklarının farkındaydı. Kimseyle göz göze gelmemeye Çalışarak, derme çatma obada göz gezdirdi. Uruk demek için küçük de olsa, birkaç yüz perişan insandan ve bir o kadar hayvandan oluşan oba, .gözüne daha önce duyduğu yoz obalarından büyük gelmişti.

Ölüm ve Şeytan Kitap Özeti


Johann çenesini ellerine dayadı ve masanın üzerine baktı, ne ce­vap vereceğini bilmiyordu.
Matthias, Urquhart'a eski deponun yerini göstermesi için uşağı gönderdikten sonra Johann grubu acil durum toplantısına çağır­mıştı ama yoğun bir iş gününde nafile bir çabaydı bu. En azından Theoderich, biraz çakırkeyif Daniel ve Heinrich gelmişlerdi. Birkaç kısa cümlede onlara rehine meselesini açıkladı. Tepkileri farklı oldu. Heinrich'in her zamanki gibi açık bir fikri yokken Theoderich'in keyfî kaçmıştı. Johann onlara hak veriyordu. Bir çığ başlatmışlardı. Olaylar kontrollerinden çıkıyordu. Artık kuralları Urquhart belir­lemeye başlamıştı ve asıl amaçlarının başlangıçtaki saflığı zorunlu­luklar nedeniyle büyük zarar görmüştü. Araçlar amaç haline gel- nteye başlamıştı.
Diğer taraftan Daniel'in keyfine diyecek yoktu; Urquhart'ın bu hamlesini öve öve bitirememiş ve Johann kendi oğlundan iğrenmiş- ti. Olaya sadece mantık penceresinden bakılırsa aslmda Daniel hak­lıydı. Johann her seferinde kendine gittikçe daha fazla onları yanlış yöne süren barbarca davranışların kölesi olup olmadıklarını sordu.
Bir saat kadar çalışmayı denedi ama aklını işine veremiyordu. Sonunda vazgeçti ve dua etmek ve yaşlı kadına son gelişmeleri ak­tararak onun davalarma olan bağlılığını tekrar garantiye almak için eve gitmeye karar verdi.
Yaşlı kadm uyuyordu.
Johann uzun süre pencerede durdu, başlamış olan yağmura bak­tı. Hava kararıyordu, akşam yemeği gelmişti ama hiç iştahı yoktu. Bitkin hissediyordu ve Hadewig'den onu bir süre kendi başına bı­rakmasını istedi ve çalışma odasma çekildi; ertesi günün getireceği şeyleri bilse de bu gecenin bir an önce bitmesini umut ediyordu.
Yalnızlılığı uzun sürmedi.
Gelen Kuno'ydu. Genç soylu toplantılarına katılmasına tekrar izin verilmesi için yalvardı.

Johann suskundu, ifadesiz yüzünün arkasında kararsızlığım giz­lemeye çalışıyordu. İçten içe Kuno'ya her zamankinden daha fazla hak veriyordu. Ama çok ileri gitmişlerdi. Artık geri dönemezlerdi ve Kuno'nun hayati hatası da buydu. Davasına yürekten bağlı olduğu­nu her fırsatta söylese de her şeyi eski haline getirebilmeyi isterdi.

Johann ellerini şaklattı ve yavaşça başmı salladı. "Hayır," dedi.

"Neyden korkuyorsun?" diye sordu Kuno.

"Aldığın kararlarm mantıklı sonuçlarını kabullenme yönündeki isteksizliğinden," diye cevap verdi Johann. "Mücadelenin bir par­çası olmaya gönüllü olan sendin ama sen silah olmadan mücadele etmek istiyorsun. Hem düşmanını yenmek hem de ona zarar ver­mek istemiyorsun. Savaşlar kafanın içinde değil savaş alanında ka­zanılır. Başka birini kurtarabileceğini düşünüyorsun diye hepimizi felakete sürüklemene izin veremem."
"Bu hiç de..." diye itiraz etmeye kalkıştı Kuno.
Johann elini kaldırdı ve sözünü yarıda kesti. "Bunu söylüyorum çünkü sen fazla duygusalsm. Duygulara karşı değilim ama seni en başta bu ittifaka kesinlikle dâhil etmemeliydik. Sanırım başka seçe­neğimiz de yoktu. Hiçbirimizin yoktu. Ama şimdi seçeneğimiz var. Sana güvenmek ya da tedbir almak."
"Yani bana güvenmiyor musun?"
"Hayır. Gerhard'm ölümünü atlattığını ve kabullendiğini söyler­sen yalan söylemiş olursun."
"Bunu asla söylemedim zaten! Tek söylediğim davamıza inandı- ğımdır, hep inandım."
"Hayır, inanmıyorsun."
Kuno tam bir şey söyleyecekti ki vazgeçti.
"Evet?" diye sordu Johann.
"Tek bildiğim," dedi Kuno kararlı bir ses tonuyla, "bize bir zararı olmayan insanların ölmek zorunda kalmasıdır.